En Tehlikeli İran-ABD Savaşı Denizde Başlayabilir
1 Nisan 2026

Çoğu insan olası bir İran-ABD savaşını ani füze saldırıları, nükleer tesislere yönelik hava harekatları veya başkentlerin vurulması olarak hayal eder. Bu işin dramatik kısmıdır. Aynı zamanda eksik bir tablodur. Asıl yakın tehlike film sahnelerine hiç benzemeyebilir, ancak çok daha yıkıcı olabilir: Hürmüz Boğazı ve çevresinde yaşanacak bir deniz çatışması. Burası, dünyadaki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) büyük bir kısmının her gün geçtiği dar bir su yoludur.
Bu durum önemlidir. Çünkü savaşlar sadece cephedeki zaferlerle yayılmaz. Dar geçitler, kazalar ve yanlış anlaşılan sinyaller de savaşları büyütür. Körfez'de devriye botları, silahlı sürat tekneleri, dronlar, gözetleme uçakları, tankerler ve savaş gemileri birbirine çok yakın seyreder. Bu mesafe bazen tehlikeli derecede daralır. Ters giden bir önleme, bir mayın patlaması veya yanlış okunan bir hamle, gergin bir bekleyişi küresel maliyetleri olan bölgesel bir krize çevirebilir.
Bu risk sadece teorik bir varsayım değil. ABD Enerji Bilgi İdaresi, Hürmüz Boğazı'nı defalarca dünyanın en önemli petrol geçiş noktası olarak tanımladı. Son yıllarda küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte biri buradan geçti. Katar'ın LNG ihracatı da büyük ölçüde aynı rotaya bağlı. Yani buradaki kısa süreli bir kesinti bile Körfez'in çok ötesinde yankı bulabilir. Savaş alanından çok uzaktaki ülkelerde yakıt maliyetlerini, sigorta primlerini, sevkiyat gecikmelerini ve siyasi baskıları artırabilir.
Tarih, denizlerdeki gerilimin ne kadar hızlı tırmanabileceğini gösteriyor. 1980'lerdeki İran-Irak savaşı sırasında ticari gemilere yapılan saldırılar, dış güçleri Körfez güvenliğine daha fazla çekti. Bu döneme Tanker Savaşı adı verildi. 1988'de bir Amerikan savaş gemisi İran mayınına çarptı. Bunun üzerine ABD "Peygamberdevesi Operasyonu"nu başlattı. Bu, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük ABD deniz harekatlarından biriydi. Aynı yıl, bir ABD savaş gemisi sivil bir yolcu uçağını düşman askeri uçağı sanarak vurdu. İran Air'in 655 sefer sayılı uçuşunda 290 kişi hayatını kaybetti. Bu olaylar hala acı bir ders olarak duruyor. Kalabalık çatışma bölgelerinde güçlü ordular bile felaket getiren hatalar yapabilir.
Yakın zamandaki olaylar da aynı tehlikeye işaret ediyor. 2019'da Umman Körfezi yakınlarında tankerlere yapılan saldırılar gerilimi aniden tırmandırdı. ABD bu operasyonların bazılarından İran'ı sorumlu tutarken, Tahran suçlamaları reddetti. Aynı yıl İran, Cebelitarık yakınlarında bir İran tankerinin alıkonulmasına misilleme yaptı. İngiliz bayraklı Stena Impero tankerine el koydu. Bu olaylar zinciri; hukuki anlaşmazlıkların, yaptırımların, gizli baskıların ve askeri hamlelerin ne kadar çabuk birbirine karışabileceğini gösterdi. Aynı zamanda ticaret gemilerinin çatışmalardan bağımsız olmadığını da kanıtladı. Ticari filolar genellikle sarsıntıyı ilk hisseden sivil sistemlerdir.
Bunun temel nedeni sadece Tahran ve Washington arasındaki düşmanlık değil. Çatışmanın yapısının ta kendisi. İran'ın gemi ve uçak sayısı ABD ile boy ölçüşemez. Bu yüzden İran asimetrik bir deniz stratejisi kurdu. İslam Devrimi Muhafızları Donanması uzun zamandır dar sulara uygun taktikler geliştiriyor. Hızlı hücumbotlara, kıyı savunma füzelerine, deniz mayınlarına, dronlara ve taciz taktiklerine yatırım yapıyorlar. Batılı savunma analistleri yıllardır İran'ın asıl amacına dikkat çekiyor. İran, ABD Donanmasını geleneksel bir savaşta yenmekten ziyade maliyeti artırmayı, belirsizlik yaratmayı ve ticareti tehdit etmeyi hedefliyor.
Bu strateji işe yarıyor çünkü coğrafya İran'ın yanında. Hürmüz Boğazı'nın en dar yeri sadece 34 kilometre civarında. Gemi geçiş rotaları ise çok daha dar. Böylesine sıkışık bir alanda sivil gemiler, askeri devriyeler ve gözetleme sistemleri iç içe çalışıyor. Bir savaş oyununda ortamın kalabalıklaşması için çok fazla hamleye gerek yoktur. İşte bu noktada yanlış hesaplamalar, askeri doktrinlerden daha önemli hale gelir. Liderler kontrollü bir baskı kurmak isteyebilir. Ancak denizdeki koşullar genellikle bunun tam tersini doğurur.
ABD ise Körfez'deki seyrüsefer özgürlüğünü temel bir güvenlik meselesi olarak görüyor. Bölgede büyük askeri güçler bulunduruyor. Enerji ihracatı açık deniz yollarına bağlı olan Körfez Arap ortaklarıyla yakın çalışıyor. Bu duruşun amacı İran'ı caydırmaktır. Ancak kalabalık sularda caydırıcılık sağlamak kolay bir iş değildir. Daha fazla uçak, daha fazla eskort ve daha fazla gözetleme aynı zamanda daha büyük bir risk demektir. Komutanların saliseler içinde karar vermesi gereken anlar artar. Savaşı önlemek için tasarlanan bir askeri yığınak, çatışma koşullarını da beraberinde getirebilir.
Bunun sonuçları sıradan insanlara çok çabuk ulaşır. Petrol piyasaları sadece gerçek bir hasara değil, korkuya da tepki verir. Tacirler tedarikin kesilebileceğini düşündüğünde, henüz hiçbir liman kapanmadan fiyatlar fırlayabilir. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası geçmiş krizlerde hep aynı uyarıyı yaptı. Enerji şokları enflasyonu besler, büyümeyi yavaşlatır ve ithalata bağımlı ülkeleri ağır vurur. Yoksul haneler ilk darbeyi ulaşım ve gıda maliyetleri üzerinden hisseder. Zaten ekonomik zorluk çeken ülkelerde, Körfez'deki bir kargo krizi günlük sıkıntıları siyasi istikrarsızlığa dönüştürebilir.
Bölgedeki insani riskler de çok ağır olacaktır. Körfez şehirlerinde büyük bir göçmen işçi nüfusu yaşıyor. Günlük hayatı ayakta tutan sanayi tesisleri, su arıtma tesisleri ve liman altyapıları buralarda yer alıyor. Bu ağların yakınındaki herhangi bir çatışma su, elektrik ve tıbbi tedarik zincirlerini tehdit eder. İran'ın kendisi de daha sert yaptırımlarla yüzleşir. Askeri altyapısına yönelik saldırılar muhtemeldir. Yıllardır enflasyon ve izolasyonla boğuşan İranlı siviller daha da derin bir ekonomik darboğaza girer. Çatışmalardaki o tanıdık senaryo yine işler: Stratejik baskının en ağır yükü, süreç üzerinde en az kontrole sahip olan insanların omuzlarına biner.
Daha geniş çaplı bir askeri tehlike de var. Denizde başlayan bir çatışma sadece denizde kalmaz. ABD'nin Irak, Suriye, Bahreyn, Katar, Kuveyt veya Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki üslerini kapsayan bir füze savaşına dönüşebilir. Vekil güçler devreye girebilir ve yeni cepheler açılabilir. Bu durum İsrail üzerindeki baskıyı da artırabilir. Zira İsrail uzun zamandır İran'ın bölgesel askeri ağını ve nükleer adımlarını birbiriyle bağlantılı tehditler olarak görüyor. Bu açıdan bakıldığında, Körfez'deki bir deniz olayı yan bir cephe değildir. Çok daha büyük bir bölgesel savaşın ateşlenme noktasıdır.
İşte tam da bu yüzden siyasetçiler dramatik söylemlerden ziyade pratik çözümlere odaklanmalıdır. İlk ihtiyaç, düşmanlar arasında bile güvenilir bir askeri iletişim ağı kurmaktır. Devletlerin kazara çıkacak bir savaşı önlemek için birbirlerine güvenmeleri gerekmez. Soğuk Savaş sırasında Washington ve Moskova arasındaki güvensizlik o kadar derindi ki, tam da bu yüzden özel iletişim kanalları kurdular. Aynı mantık Körfez için de geçerli. Acil durum iletişim hatları, denizde daha net sinyal kuralları ve tehlikeli yakınlaşmalara getirilecek sınırlar bu rekabeti bitirmez. Ancak ölümcül bir hata yapma ihtimalini azaltabilir.
İkinci olarak, ticari gemilerin korunması sadece askeri eskortlara bırakılamaz. Sabotaj ve misilleme hevesini kıracak diplomatik adımlara da ihtiyaç vardır. Yaptırımlar, tankerlere el konulması, vekil güç saldırıları ve gizli operasyonlar kağıt üzerinde sınırlı görünebilir. Ancak Körfez'de bu eylemler çoğu zaman tehlikeli bir şekilde iç içe geçer. Avrupa devletleri, Körfez hükümetleri ve Asyalı enerji ithalatçıları kriz yönetimi görüşmelerini desteklemelidir. Çünkü olası bir krizin faturasını hepsi ödeyecektir.
Üçüncü olarak, kamuoyu modern savaşların neye benzediği konusunda daha dürüst bir tartışma yürütmelidir. Bir İran-ABD çatışmasının ilk kurbanları cephedeki askerler olmayabilir. Ticari gemi mürettebatı, uçak yolcuları, ithal ilaç bekleyen hastalar veya binlerce kilometre uzakta gıda ve yakıta daha fazla para ödeyen aileler ilk kurbanlar olabilir. Riskin gerçek boyutu işte budur.
Genel kanı, İran ve ABD arasındaki bir savaşın bilinçli bir siyasi kararla ve net bir ilk saldırıyla başlayacağı yönündedir. Ancak işin daha endişe verici gerçeği şudur: Savaş dar bir boğazdaki kargaşadan, eski kinlerden ve aşırı tedbirden doğabilir. Hiç kimsenin istemediğini söylediği bir savaş, dünyanın her gün bel bağladığı sulardan patlak verebilir. Karada atılan sloganlardan ziyade Körfez sularının çok daha fazla dikkat hak etmesinin nedeni tam olarak budur.