ABD'de Doğumla Vatandaşlık Tartışması: Gözler Yüksek Mahkeme'de
17 Nisan 2026
ABD'de doğumla vatandaşlık hakkı, tarihi bir hukuki ve siyasi mücadelenin merkezinde yer alıyor. Konu, bir başkanlık kararnamesi sonrası Yüksek Mahkeme'ye taşındı. Mahkemenin kararı, Amerikan vatandaşlığının tanımını yeniden şekillendirebilir.
Amerikan yaşamının köklü bir ilkesi olan, ABD topraklarında doğan neredeyse herkese otomatik olarak vatandaşlık verilmesi, yüz yılı aşkın bir süredir en büyük hukuki ve siyasi sınavıyla karşı karşıya. Tartışmalar, Anayasa'nın 14. Ek Maddesi'nin yorumlanmasına odaklanıyor. Konu, ülkenin en yüksek mahkemesine kadar taşınmış durumda ve göçmenlik politikası ile Amerikan vatandaşlığının tanımı için derin sonuçlar taşıyor.
Sorunun merkezinde, 1868'de onaylanan 14. Ek Maddenin Vatandaşlık Fıkrası yer alıyor. Bu fıkra, "Amerika Birleşik Devletleri'nde doğmuş veya vatandaşlığa kabul edilmiş ve onun yargı yetkisine tabi olan herkes, Amerika Birleşik Devletleri ve ikamet ettikleri eyaletin vatandaşıdır" der. 150 yıldan uzun süredir bu fıkranın, doğumla vatandaşlık hakkı tanıdığı genel olarak kabul ediliyordu. Bu yorum, Yüksek Mahkeme'nin 1898 tarihli *United States v. Wong Kim Ark* davasıyla da pekiştirilmişti. Mahkeme, ABD'de vatandaş olmayan göçmen bir ailenin çocuğu olarak doğan bir kişinin doğum anında vatandaş olduğuna hükmetmişti. Bu ek madde, aslen İç Savaş'tan sonra, daha önce köleleştirilmiş Siyah Amerikalıların vatandaşlığını güvence altına almak için çıkarılmıştı. Böylece Yüksek Mahkeme'nin onlara vatandaşlığı reddeden 1857 tarihli *Dred Scott* kararını açıkça geçersiz kılmıştı.
Mevcut hukuki mücadele, 20 Ocak 2025'te Başkan Donald Trump'ın bir başkanlık kararnamesi yayınlamasıyla ateşlendi. Kararname, belgesiz göçmenlerin ve geçici vizeyle ülkede bulunanların ABD'de doğan çocukları için doğumla vatandaşlık hakkını sona erdirmeyi amaçlıyordu. Kararname, devlet kurumlarına bu tür vatandaşlığı tanıyan belgeleri düzenlemeyi durdurma talimatı verdi. Federal mahkemeler, hukuki süreçler devam ederken kararnamenin yürürlüğe girmesini hızla engelledi. Konu şimdi Yüksek Mahkeme'nin önüne geldi. Mahkeme, 1 Nisan 2026'da *Trump v. Barbara* davasında sözlü argümanları dinledi. Kararın 2026 yazının başlarında açıklanması bekleniyor.
Kararnameyi destekleyenler, 14. Ek Madde'deki "onun yargı yetkisine tabi" ifadesinin yanlış yorumlandığını savunuyor. Onlara göre bu ifade, ülkede yasa dışı veya geçici olarak bulunan kişilerin çocuklarına vatandaşlık vermek için tasarlanmadı. Çünkü bu ebeveynler yabancı bir hükümete bağlılık duyuyor. Bu görüş, ABD yasalarına tabi olmanın, onun tam siyasi yargı yetkisi altında olmakla aynı anlama gelmediğini öne sürüyor. Ayrıca, Kongre'nin yasalar aracılığıyla doğumla vatandaşlığın sınırlarını belirleme yetkisine sahip olması gerektiğini savunuyorlar. Bu yeniden yorumlama çabası, ABD politikasını, vatandaşlığı doğum yerine değil, ebeveynlerin milliyetine dayandıran (*jus sanguinis* veya kan bağı esası) birçok ülkenin politikasıyla uyumlu hale getirmeyi amaçlıyor.
Diğer yandan, kararnameye karşı çıkanlar ise bunun Anayasa'nın açık metnine, yerleşik hukuki emsallere ve ülkenin temel değerlerine aykırı olduğunu savunuyor. 14. Ek Madde'nin, siyasi bir çoğunluğun istenmeyen grupları vatandaşlıktan mahrum bırakmasını önlemek için kasıtlı olarak geniş ve kapsayıcı tasarlandığını iddia ediyorlar. Sivil haklar örgütleri ve hukukçular, doğumla vatandaşlık hakkının sona erdirilmesinin, ABD'de doğup büyüyen ancak vatandaşlık hak ve korumalarından yoksun, kalıcı ve nesiller boyu sürecek bir alt sınıf yaratacağını belirtiyor. Bu durum, bazı çocukları vatansız bırakmak, tüm vatandaşlar için statülerini kanıtlama konusunda ciddi idari yükler oluşturmak ve göçmen aileleri sağlık gibi temel hizmetlere erişmekten caydırmak gibi bir dizi sosyal ve ekonomik soruna yol açabilir. Araştırmalar ayrıca, doğumla vatandaş olanların sağladığı ve bu durumda kaybedilecek olan önemli ekonomik katkılara da işaret ediyor. Bu kaybın uzun vadede ABD ekonomisine trilyonlarca dolara mal olabileceği belirtiliyor. Ülke Yüksek Mahkeme'nin kararını beklerken, bu dava göç, ulusal kimlik ve yürütme gücünün sınırları konusundaki derin ayrılıkların altını çiziyor.
Kaynak: washingtontimes